Zor Zamanda Konuşmak

2

Biliyorum, zordur ‘zor zamanda konuşmak’ herkesin koro halinde gür sesle aynı nakaratı tekrarladığı bir anda, farklı şeylerden, gerçeklerden bahsetmenin ne zor olduğunu bilirim. Riskini de bilirim aynı zamanda.

Fakat durum şudur ki, bu ülkede birileri de çıkıp gerçek amacın ne olduğunu aşikâr kılmazsa, görünen ve konuşulanın dışındaki, görünmeyen ve söylenmeyen gerçeklerden bahsetmezse, nasıl çıkacak ülke aydınlığa.

Belli bir duyarlılığa sahipseniz, sağlam bir yüreğiniz varsa, hak hukuk nedir bilirseniz, yaşananlara bigane kalamazsınız.

Maalesef elinde borazan olanların sesi, daha çok çıkıyor. Mağdurlar çığlıklarını duyurma şansına bile sahip olamayabiliyor.

Başarısızların çok olduğu bir memlekette, başarı ve ‘başaran’ı hazmetmek kolay olmuyor. Başarı sahibi kendilerinin kast sistemi içerisinden birisi değilse, bu açıktan düşmanlığa dönüşebiliyor.

Düşmenize gerek yok, ayağınız takılıp sendelemeniz yeterlidir fırsatçılar için. Kalan kısmını onlar tamamlarlar.

Milli Takım, Fatih Terim, Emre Belözoğlu ve değişmeyen baş aktör Hakan Şükür etrafında dönüyor gündem.

Tutarsızlıkları, terbiyesizlikleri, cahillikleri arşı alaya değen, ana dilini 300 kelimeden ibaret zanneden kara gün yamyamları, fütursuzca herkesin gözbebeği milli takıma, Emre’ye ve bu ülkede kimsenin yaşamadığı, yaşatamadığı başarıların mimarı Terim’e saldırarak prim yapmaya çalışıyorlar.

Hangi orijinal fikrinizi söylediniz de dikkate alınmadı. Rakip analiziniz mi, taktik düşünceniz mi? Hiçbiri… Bunların hiçbiri sizde yok… Ne var?.. Küfür, hakaret, hamaset… Maksadınız üzüm mü, bağ mı, bağcı mı?

Şenol Güneş olmaz, Ersun Yanal olmaz, Fatih Terim olmaz, peki kim olur sizce?

Evet, durum zorlaşmıştır, bazı hatalar ve eksiklikler vardır, yanlışlar olmuştur.

Amenna! Ancak bunların hiçbiri kişilik haklarına saldırıyı gerektirmez.

Evet, zor zamanda konuşmak zordur. Ama liderler, zor zamanda ortaya çıkar, dalgalar arasından gemiyi limana ulaştırır.

Bu ülke Terim’e, emrindeki mürettebata güveniyor ve inanıyor. Korsanlara rağmen, dalgalara rağmen, hedefe varılacaktır.

Ancak, Fatih Terim felsefesine ihanet ederek, koşmadan, formanın hakkını vermeden, sonuna kadar mücadele etmeden yarış dışı kalmak da kabul edilemez. Böyle bir sonuç alırsak surat asmak hakkımızdır.

Öyle bir maça çıkıyoruz ki, final gibi.

Ünlü Fransız düşünür Albert Camus’nun dediği gibi ‘sonumuz yokluk, hiçlik olabilir, olsun, bu hiç önemli değil. Sonumuz yokluk, hiçlik olsa bile, direnerek, sonuna kadar mücadele ederek yok olalım. Bu son bizim hak ettiğimiz bir son olmasın.’

Böyle düşünerek çıkın maça…

Yenilirseniz de, yenerseniz de, başımızın üzerinde taşırız sizi.

Siz ki bizlere büyük zaferler yaşattınız. Bu ülke bugün daha büyük zaferlerin startının verileceği bir günün başlangıcına tanıklık etmek istiyor. Biz size inanıyor ve güveniyoruz.. Siz de kendinize inanıyor ve güveniyorsanız, zafer sizi takip edecektir.

Bugün torunlarınıza anlatabileceğiniz bir hikâyenizin yazılacağı gündür.