Umurumdakiler… – Mehmet Gündem

prof350

Nereden başlasam…

Kaos değil, bir karışıklık hadisesi var.

Yine de devam ediyor kendimle diyaloglarım

Aklım duygularıma sığınıyor, duygularım da aklıma…

Ya ikisi…

Çaresiz bir şekilde “çare olsun” diye kalp selametine…

Yazarken, konuşurken sık sık niyetimin merkezine bakarım.

Fikrimin berraklığına, lisanımın temizliğine özen göstermeye çalışırım.

Bunu, iyi ve güzel olduğuna kendimi ikna etmiş olsam da, ikna olmanın gereği olarak samimiyetle istesem de her zaman yapamadığım aşikardır.

Fakat yıkılmam, vazgeçmem.

Teselliyi’iyiyi isteme’ duygumun hala sürmesinde bulurum.

Ümitsizliğe kapılmam, bu sefer de istediğim gibi olmadı ama yol yakındır, olacak derim.

Gayreti elden bırakmam.

Hayatın her anı bir yolculuktur.

Bütüncül ve anlık yolculukların hem öncesinde hem de sonrasında dua ederim…

Gücümün sınırlı olduğunu bilirim.

Lakin isteme duygusunun da sınırsızlığına inanırım.

“İnsan isteyebildiği kadardır ve insan istediği şeydir” sözünü pek beğenirim.

Sık sorduğum sorulardandır;

Ben ne istiyordum;

Kimden istiyorum?

Neyi niçin istiyorum?

Beni ben yapan nedir, isteyip bulduklarım mı, isteme duygum mu?

Peki ben hayattan ne istiyorum?

Beklentim nedir?

Bütün bu istekler ve bana verilmiş olanlar beni nasıl bir insan yaptı?

Eldeki insanlık halimden memnun ve mutlu muyum?

Cevabı bende saklı kalsın…

İstediğim,”istemek ve beklentiler” gerçeği üzerinden “mesuliyet hissi” yoğun bir insan inşa etmek…

Geliş ve gidişler etkiler beni.

Geleni memnuniyetle karşılarım, iyilik dilerim.

Çünkü her gelen yenidir, masumdur, umutla gelir, temiz bir sayfa getirir.

Gidene üzülürüm ve ona da iyilik dilerim.

Çünkü gidiş kendi başına bir üzüntü halidir. Atmosfer farklılaşır, bulutlar yağmur biriktirir ve biz ansızın dökülen hüzün yağmurlarının altında iyice ıslanırız.

İnsan bazen boş konuşur, bazen de boşluğa konuşuruz.

Ama biliriz ki hiçbir şey kaybolmaz, gün gelir yolculuğunu tamamlar, hedefe varır.

Konuşmak iyidir.

Hissetmek iyidir.

Sevmek iyidir,

Özlemek iyidir.

Öfkelenmek iyidir.

Kırılmak iyidir.

Mücadele etmek iyidir.

Kalmak iyidir.

Gitmek iyidir.

Yani yaşamak iyidir.

Önemli olan; yaşamaya değer bir “düzeyde” yaşamaktır.

Sözü kıvamında söylemek iyidir.

Tavrı vaktinde almak iyidir.

Yola zamanında çıkmak iyidir.

Sıradanlığa teslim olmamak iyidir.

İyiye doğru yolculuk yapmak iyidir.

Ayrıldığın, bırakıp gittiğin yerde kendini emanet edeceğim birilerini bırakmak iyidir.

Gittiğin yerde de yeni emanetçilere talip olmak iyidir.

Sen iyiysen, yolun iyiyse, sen bir iyilik yolcusuysan gitmen de kalman da iyidir.Sen iyiysen herşey iyidir.

Bazılarının elinden sadece iyilik gelir.

Ne büyük nimet ki sadece iyilik gelir ellerinden.

Bir dostun ayrılışının, bizim küçük tekneyi alabora etmesi üzerine, durulma ihtiyacı hasıl olduğu için yazıyorum şimdi bütün bunları.

Binlerce insan geçer hayatımızdan, ama hepsi için dört harflik o özel kelimeyi kullanmayız. Birlikte çalıştığımız, komşu olduğumuz pek çok insanın halini, tavrını, duygu ve düşüncelerini, hasılı insanlığını defalarca imtihandan geçiririz, çoğunu beğeniriz ama yine de kolaylıkla dost diyemeyiz herkese…

Biz de başka bir çok insan için iyi insan olabiliriz ama onların dost ajandasına giremeyebiliriz.

Dostluk başka bir payedir.

Herkes için sayısı azdır, zor bulunur ama kalıcıdır.

İnsan dostlarının da bir parçasıdır ve biraz da onlara aittir.

Gidenlerin geride karmaşa bırakması ve aynı karmaşık durumu beraberinde götürmesi de bundan dolayıdır.

İnsanın fikri kadar duyguları da derindir.

Fikir ve duygu birliği yaptığımız dostların gidişleri sarsar bizi.

İşte o anlardan birisini yaşıyorum yeniden…

Bir dost daha gitti.

Nurullah…

Üç yıl önce Yeni Şafak’a geldiğimde tanıdım onu.

İlk günlerdeki kanaatim zamanla büyüdü, pekişti, sağlıklı bir zemine oturdu ve Nurullah benim dost bildiklerim arasına girdi.

Dostlar birbirleriyle konuşunlar.

İnsan kendisiyle konuştuğu gibi konuşur gerçek dostlarıyla.

Nurullah, affını istedi ve gitti.

O mizacının gereğini yaptı, iş yapmamayı, yapamamayı içine sindiremedi, insanı insan yapan ilkelerine bir kere daha dürüst davrandı…

Bir yanım üzgün olsa da gururluyum.

Çünkü her şeye kolayca “evet” denilen bir dünyada, gerektiğinde ve yerinde “hayır” diyebilmek herkese nasip olmuyor…

Nasipli bir dosta sahibim.

Bazıları her zaman “hayır” diyecek kadar özgürdür.

Onun için biten bir şey yok, her şey en yenisiyle bir kere daha başlıyor…

Ne mutlu ki sen yeni bir başlangıç yapma gücüne sahipsin…

Futbol federasyonu başkanı Hasan Doğan’ın vefatı üzerinden bir yıl geçmiş. Kızı Zeynep; şimdi “Babamın bilmediğim yönlerini keşfetmeye çalışıyorum” diyor.

Anlamlı bir söz.

Kalsa da gitse de insanın hala söyleyeceği “iyi” sözleri, tutulacak “insanlık halleri” var.

Çünkü hayat durmuyor, herkesi konuşturuyor.

Bizim işimiz keşiftir.

Keşifte olmak, anlamak demektir.

Olup bitenden habersiz kalmak, süreçleri anlamamak, anlayıp yorumlayamamak, yorumlayıp bir neticeye varamamak bizi hem üzer hem de anlamsızlaştırır.

Her konuşma öğreticidir.

Yaşamın kendisi öğreticidir.

Bazen hüzünle öğreniriz, bazen sevinçle…

Yine de şükrederiz; düşünebildiğimize, hissedebildiğimize, üzülüp sevinebildiğimize.

Şükrederiz, varlığında da yokluğunda da “iyilikleriyle hatırlanacak” insanlar biriktirdiğimize.

Ve dua ederiz;hiç kimse için bir “imtihan unsuru” olmamaya, iyiliklere vesile kılınan “dostlar” cümlesinden zikredilmeye…

Biz dostlarımızla sevinir ve dostlarımızla üzülürüz.

Biliriz ki dostluğun matbu bir kitabı yoktur, her dostlukla yeniden yazılır ve saklanır…

Bugün umurumda değil; darbeler, darbe girişimleri, cuntalar, Ergenekon davası…

Umurumda değil, millete ihanet planında imzası olup olmadığı tartışılan Albay Dursun Çiçek.

Albayın tutuklanması ve 18 saat sonra neden ve nasıl serbest bırakıldığı da umurumda değil.

Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız’ın Albay için; “Bizim tereddütümüz yok, arkasındayız” beyanı da umurumda değil.

Askerin haftalık basını bilgilendirme toplantılarını bir ay süreyle ve açıklama yapmadan iptal ekmesi de umurumda değil.

Kağıt parçası edebiyatı da umurumda değil.

Generallere sivil yargı yolunun açılması da umurumda değil.

Cumhurbaşkanı Gül’ün bu yasayı veto edip etmemesi de umurumda değil.

Askeri Savcı Mehmet Çelik’in MİT Müsteşarı Emre Taner’i ifade vermeye çağırması saçmalığı da umurumda değil.

Hatta geçici 15. maddenin kaldırılıp 12 Eylül darbecilerine yargı yolunun açılması tartışmaları da umurumda değil.

Bugün umurumda olan tek şey, kalıcılık, biriktirdiklerim, yani dostluk…

Dostların gidişi bazen onların en büyük dönüşleri olur.

‘Bilinen’ hiçbir zaman uzak değildir.

Nurullah, yeniden hoş geldin…

Mehmet GÜNDEM