Türk Sporunun İflası

3

Doğruluğuna inanmasa bile “göze girmek” ve “gözde olmak için” başkalarının duymak istediklerini “duymak isteyenlere”, işin içyüzünü de “kendi çevresine” söyleyenlerin “gözde” olduğu bir çağda gerçeklerden bahsetmeyi kimse duymak ve bilmek istemese de gerçeği ummana söylemeye devam edelim.

Bir ülkenin kalkınmışlık seviyesi, marka olması, markalarının olması “toplam kalite” anlayışı ve çevreden merkeze tüm birimlerinin aynı ve benzer ölçüde gelişmişlik seviyesi ile mümkündür.

Gelişmişlik endeksi o ülkede inşaat sektörünün yatırımları ya da göğe uzatılan binalarla mümkün olsaydı kafamızı kaldırıp baktığımızda en yakınımızdan en uzağa kadar yüzlerce gökdelen inşa eden ülkelerin aynı zamanda sanat, spor, siyaset, ekonomi vb. alanlarda da göğe uzanan eserlerine ve sporcularına da rastlardık. Ama öyle olmadı, muhtemeldir ki olmayacak da…
İSPANYA son yıllarda AB ülkeleri içerisinde hatta dünyada kendine özgü eğitim ve altyapı yatırımları ile birçok alanda altın bir jenerasyon yakalamayı başardı. Hâlbuki İspanya en çok inşaat yatırımı yapan bir ülke değildi. Göğe uzanan fazla binası da yok ama çok başarılı bir jenerasyonu ve başta ZARA, MANGO olmak üzere birçok da dünya markası var.

Tarihe meraklı olanlar bilir İspanya uzun yıllar İslam medeniyet çatısı altında yaşamış bu medeniyetten ilham almış, üç bin civarında Arapça kökenli kelimeyi aktüel olarak kullanan bir ülke. “Medeniyetler ittifakı” için de doğru bir kavşak noktası. Türkiye ile paylaşımları olan bir ülke olduğu için İspanya örneğini verdim.

Kendi işimize ve içimize bakarsak; bazı alanlarda yakaladığımız ilerleme fırsatını önemli ve kilit görevlere “yetersiz”, “muhteris” ve “niteliksiz” kişileri yerleştirerek bir kez daha heba etmenin farkında değiliz henüz.

Örneğin 2012 Londra Olimpiyatları bizim açımızdan tam bir hüsranla bitti. Türkiye dünyanın 16. büyük ekonomisi; olimpiyat sıralamasındaki yeri bu derecenin fersah fersah uzağında.

Futbolda aktüel sıralamadaki yerimiz 54.’lük.

Yunanistan’ın kriz nedeniyle düzenlemekten vazgeçtiği “2013 Akdeniz Oyunları” 500 milyon yatırım, 300 milyon organizasyon harcaması ile ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleşti.

Organizasyon tarihinden bu yana madalyaları toplayan ve ilk sıraları paylaşan İTALYA, FRANSA, İSPANYA gibi ülkeler yedek takımları ve aday sporcuları ile usulen katılım sağlarken tarihsel sıralamadaki yeri zaten dördüncülük olan Türkiye’nin çoğu güreş, halter, tekvando ve atletizmden gelen madalyalar ile elde ettiği ikincilikle övünmek “insanın kendini aldatma özgürlüğü”ne dâhildir sanırım.

Organizasyon sönük başladı, başladığı gibi de bitti. Akılda kalan tek şey Türkiye’nin bu organizasyona harcadığı para. Ülkelerin ikinci sınıf sporcularının yarıştığı bir organizasyonda Türkiye’nin dağıttığı 20 milyon ödül, bizleri başarılı göstermeye yetmez. Bu ülke kaynaklarının nasıl çarçur edildiğine ve sporcuların doping skandallarına temel ve güzel bir örnek teşkil eder sadece..

Eş zamanlı olarak devam eden bir başka uluslararası organizasyon olan “20 Yaş Dünya Kupası”nda Türkiye Fransa’ya karşı tarihî bir hezimet yaşayarak ikinci turda yarışmaya veda etti. Tıpkı ağabeylerinin ilk üç maçta Dünya Kupası elemelerine veda ettiği gibi.

Son on yıla dönüp baktığımızda elle tutulur uluslararası, bizi sokağa dökecek bir başarı göremesek de utanmamız gereken yüzümüzü kızartan başta “doping” ve “şike” skandalları olmak üzere birçok kriminal sonuca sahibiz.
Açlık Oyunları’nda “Umut, korkudan güçlü olan yegâne duygudur” der. İşin kötü tarafı bizleri umutlu kılacak emareler de aldı başını gitti…
Not: Tarihe “3 Temmuz Şike ve Tarla Sürme Bayramı” olarak geçecek olan bayramınız kutlu olsun…