Demokrasi ve Futbol

3

Ülkelerin demokratik düzeyleri, sanayi, spor, siyaset, sanat, iktisat, ve rekabet düzeyleri ile parelellik gösterir.

Ulusların yükseliş ve çöküş nedenlerini araştıran tarihçiler, düşünürler ve filozflar, toplumların yükseliş ve çöküş nedenlerini sonuçta iki temel kavrama bağlarlar: ADALET VE ÖZGÜRLÜK…

Bir ülkede yöneten ve yönetilenler ne kadar adil ve özgürse, o ülke tüm kurumları ile uluslararası alanda o denli söz ve itibar sahibidir.

Yükseliş ve çöküş bir anlamda bu iki temel üzerine inşa edilmiştir. Bir anlamda demokrasi ne kadarsa, uluslararası arenada o kadar varsın.

Ben spor dalları arasında futbolu oldukça demokratik bir oyun olarak görürüm. Ülkemizde her konuda olduğu gibi futboldaki süreç de kendi işleyişine bırakılmaz. Bu nedenle de bu ülkede her sporsever er ya da geç futbolun gerçeği ile yüzleşmek zorundadır. Çünkü statları dolduran ve ekranları başındaki milyonlar bilmelilerki görünenin bir de görünmeyen çirkin yüzü var.

Demokrasimiz gibi futbolumuzda hızla kaosa sürüklenmektedir. Herkesin bildiği bir gerçek var ki;

Kulüp yönetimleri ve taraftarların geneli, adil oyun derken aslında, tüm kararların ve tercih haklarının kendi lehlerine olmasını söylemek istemektedirler.

Kim ki adaletten, eşitlikten bahsetmeye başlamışsa bilin ki, beni koruyun ve kollayın demek istemiştir. Bu söylem eskiden beri koruma ve kollama ile bir yerlere gelmeye alışmış takımların söylemidir. Geriye dönüp baktığımızda objektif kriterlere göre değerlendirme yapıldığında en az beş sezonda şampiyon ve küme düşenlerin yer değiştirdiğini görürsünüz.

Eski anlayışların hızla değiştiği bir ortamda, kulüp yöneticilerinin temel görevleri arasına, federasyonu, rakiplerini etki altında bırakmak, saha dışı oyunları bilmek ve iyi oynamak gibi yeni görevlerde eklenmiştir. Aslında bu hep vardı ama bugünkü kadar ayyuka çıkmamış ve ulu orta yapılmıyordu.

Aynı zamanda toplumsal bir yaramız olan, başkasına yapılan haksızlığa seyirci kalmak ve fayda sağlamak futbolda en üst noktaya çıkmıştır.

Bugünlerde bir kulübümüz, kendisini tüm kulüplerin üstünde görerek, adeta ‘futbolun genel kurmayı’ gibi açıklamalar yaparak tüm kamuoyunu etkilemeye çalışmaktadır. İstenilen saha neticelerini her şartta sağlamaya alışkın olanlar, işi o denli abarttılar ki hükümeti, yayıncı kuruluşu, federasyonu hasılı kendi dışındaki herkesi işin içine kattılar.

Çünkü milyonlarca dolar harcayarak kurdukları takımın, uluslararası arenada esamesi okunmazken, oynadığı futbol tüm taraftarlarına saç baş yoldurduğu için, tüm hedeflerinin uzağına düştüğü için taraftarının tepkisinden korktuğu için topu taca atarak hedef saptırmak istemektedirler.

Önceki yıllardan farklı olarak federasyon ve pek tabii ki hakemler üzerinde baskı da kurulamadığı için, neticeye gitmek oldukça zorlaşmıştır.

Bu ülkede ne futbol adamı, ne de futbolcu uluslararası başarıyı hedeflemiyor, içeride ali cengiz oyunları ile avuntu duyanların Avrupa yolculukları hep günübirlikten öteye gidememekte ve hüsranla son bulmaktadır.

Herkes, bütün kurum ve kişiler adaleti ve özgürlüğü gerçekten, ve herkes için isteyene kadar, maksat hasıl olmayacaktır. Çünkü herkesin bir hesabı, yüce yaratanın da bir hesabı vardır ve daima son sözü o söyler. Bu nedenle kaybedenin fazla üzülmesine kazananın da fazla sevinmesine gerek yoktur.

İlahi adalet mutlaka tecelli ediyor, fakat her fani onu göremiyor görse de yorumlayamayabiliyor.

Evet, her alanda, herkes için adalet, özgürlük ve demokrasi… Hemen ve her zaman! Çünkü bu oyun herkes için aynı kurallar geçerli olduğunda güzel oluyor.