Bu Devran Böyle Gitmez

3

Türkiye adeta bir çelişkiler yumağı. Çöz çözebilirsen…

Ülke futbol tarihinin en büyük şike davası görülüyor, boğazına kadar batağa saplanmış bir sistemi sağlıklı bir yapıya kavuşturma fırsatı bertaraf ediliyor.

Şike davası devam ederken, futbolu katledenlerin elinden kurtarmaya çalışan UEFA ile pazarlıklar yapılıyor, “aman siz bizim ne olduğumuzu biliyorsunuz, bu kez de görmezden gelseniz olmaz mı” diye.

Başkaları ile de pazarlık yapılıyor, bu pazarlığa ses çıkartmayın, siz kârlı çıkın diye.

Ve sistem devreye alınarak işlemeye başlıyor…

“Bu korku ile uzun süre kimse şike yapmaya cesaret edemez” derken; fena halde yanıldığımızı anlıyoruz…

Geleneksel yöntem yeniden devreye giriyor…

Hakemler üzerinden ve hakemlerle birlikte mükemmel dokunuşlarla arzu edilen tablo tamamlanıyor.

Kartlar, penaltılar, ofsayt goller, ters kararlarla bazıları tersyüz edilirken bazılarının da yolu düzleniyor.

Bütün bunlar olup biterken de derin bir sessizlik hâkim oluyor kamuoyuna da…
Taş olsa çatlardı
“Bu kadar haksızlığa taş olsa çatlar” derler ya, İnönü Stadı’nda Beşiktaş taraftarı da haksızlık karşısında hırsından ve sinirinden çatlıyor adeta…

Adil olunmazsa, daha büyük olayların işaret fişeği patlıyor sanki.

Ne yazık ki, bu yaşananlar karşısında taraftar tepkisini ortaya koyarken Beşiktaş’ın davranış ve refleksleri kısıtlanmış yeni yönetimi sesini dahi çıkartamıyor. Hoş eskisinin de pek dikkate alındığını söylemek oldukça zor.

Bütün bunlar olup biterken Türkiye’nin 2020 Avrupa Şampiyonası’nın Türkiye’de yapılması için adaylık başvurusu yaptığı açıklanıyor bir taraftan…

Şikeyi şike ile temizlemeye, kapatmaya çalışan bir ülke..

Ne hakla ve ne yüzle başvuru yapar, yapsa da ne kadar doğru olur.

Ülkenin spor bakanı, ayağına kadar gelmiş olan tarihe geçme fırsatını tekmeleyerek, kamuoyuna size stat yapacağız sözleri ile emzik dağıttığını sanırken sadece kendini kandırma hakkını kullanıyor..

Halkın kahir ekseriyetinin (yüzde 80) şampiyonluğun masa başında belirlendiğine inandığı bir toplumda, güveni sağlayamazsan milyar dolar harcayarak yaptıracağınız statlarda millete tiyatro mu izlettireceksiniz…

Türk futbol sistemi çapraz ve çarpık ilişkilerin çocuğu…

Başında bulunduğu kulübü batıran kişiye ülke futbolunun emanet edilmesi normal bir durum gibi karşılanıyor.

Devasa bir bütçeye rağmen TFF’yi ciddi bir zarara uğratmayı başaran şikecilerin işbirlikçisi İzmirliden sonra, parayı bilen fakat her şeyin değerine yabancı birinin TFF’yi nasıl yöneteceği ve ne kadar zarara uğratacağı malumun ilamından başka bir şey olmayacak…

Bütün bunların sonunda şu gerçek kalacak geriye…

Sorunlar ile yüzleşme ve çözme becerisi olmayınca, devran dönecek o sorunlar daha da büyüyerek çıkacak karşımıza…

Böylece saman alevi gibi parlayan anlık tesadüfî başarılarla teselli bulunacak belki; belki bu bile olmayacak…

Elimizde kalan ne diye sorduğumuzda, pozitif anlamda söyleyecek bir söz de kalmadı aslında.

Türk futbol sisteminde bir devrim lazım, ancak devrim için önce devrimi yapacak devrimciler lazım…

Beklesek mi, umudumuzu kesip ne haliniz varsa görün kendi bataklığınızda Allah’a ısmarladık mı desek, bunu da önümüzdeki günler gösterecek…