Bu Ayıp Size Yeter

1

Sözkonusu olan takım GS ise saha içi ve saha dışı tüm olasılıkların olabilirlik düzeyinin yüksekliğini biliyorduk.

Hatta, kurumun adını tarihe altın harflerle yazdıran kişilerin çok basit ve sudan sebeplerle nasıl koparıldığına ve kapıya konulduğuna da çok tanık olduk.

Örneğin daha önce Hamza Hamzaoğlu dinî inançları gereği çok sevdiği formasından koparıldı. Ardından Hakan Ünsal; hatta Ribery sırf dinî inançları güçlü diye bir anlamda ‘giderse gitsin’ denerek gereken yükümlülükler yerine getirilmedi ve gidişine zemin hazırlandı.

Türk futbol tarihinde kırılmamış rekor bırakmayan, kırdığı rekorlar belki çeyrek asır belki de yarım asır sonra egale edilebilecek olan Hakan Şükür örneği de hafızalarımızda tazeliğini koruyor.

Bu ve buna benzer onlarca örneğin yaşandığı kurumsal(!) bir kurum GS.

İşin bir de yönetici boyutu var: Bugüne kadar kurum için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan A. Albayrak’a yapılanlar unutulmayacak.

Stadın yapımında çok büyük emeği olan Adnan Polat ve Işın Çelebi’ye reva görülenler de.

Bunların da ötesinde devletin bütün imkânlarını seferber ederek stadın yapılmasında irade ve kararlılığını ortaya koyan Sn. Başbakan’a stadın açılışında yapılanlar; bütün bunlar Türk spor tarihinin ‘vefasızlık anıtları’ olarak tarihteki yerlerini çoktan almıştı zaten…

Fakat son yaşanan ve FATİH TERİM’e yapılanlar, olayın boyutlarını bu gezegenden alıp bambaşka bir gezegene taşıdı.

65 yaşından sonra kulübe üye olan, sahipleri dışında doğru düzgün adını hiç kimselerin duymadığı ve bilmediği bir adam bir anda bütün bu yaşananlara şapka çıkartılacak büyük bir eyleme imza attı.

Kendisini o koltukta tutan, seçim kazandıran, daha ötesi varlığını borçlu olduğu adam gibi adam Fatih Terim’e öyle oyunlar oynamaya kalktı, öyle dolaplar çevirdi ki, olan biten karşısında taraflı tarafsız herkesin başı döndü.
Aysal’ın şampiyonluk sonrası erken seçime gidip büyük biraderlerinin tavsiyesi ile oluşturduğu yönetim kurulu, dikensiz gül bahçesi arayışlarının bir tezahürüydü aslında.

Bu tarz bir anlayışın adına kurumsallaşma arayışları derseniz, size gülmekle kalmayıp bir de alay ederlerdi…

Öyle de oldu…
Fatih Terim de Hakan Şükür de bu ülkenin futbol tarihinin platin isimleridir. Bu dünya var oldukça isimleri hep anılacaktır.
Ünal Aysal’ın ismi ve resmi ise sadece GS başkanları listesinde, duvarında, bir de locasında asılı kalacaktır.

Sn. Aysal ve cemaatinin de çok iyi bildiği, hep gözardı ettiği gerçek; halkın kalbine yazılanları sadece Allah oradan söküp çıkartabilir. O’nun dışında hiç kimse onları o yüce makamdan kaldıramaz. Çünkü kim olursan ol, kader yazmaya muktedir değilsin…

Siz ve adamlarınız bir kez daha halkın nezdinde nefretin doruklarına çıkarken Fatih Terim de Hakan Şükür de duruşu ve kimliği ile daha da ölümsüzleşti ve büyüdü…
BEŞİKTAŞ’A NE OLDU?

İlk dört haftada oynadığı futbol ile futbolseverlerin gözünde ve gönlünde ayrıcalıklı bir konuma oturan Kartal rakiplerine de gözdağı vermeye başlamıştı.

Tam da bu noktada çok yabancısı olmadığımız bir operasyon ile takımın gecesi gündüzüne karıştırıldı.

Antalya deplasmanında takım geçen yılki fabrika ayarlarına geri döndü.

Beşiktaş tarihinde evlatlarının çalıştırdıkları takımlarla oynadığı kritik maçlarda yaşadığı hüsranlar biliniyor.

Antalya’dan sonra sırasıyla Eskişehir ve Rize var. Birilerinin teknik ekibe bu önemli ayrıntıyı anlatmasında fayda var…