Beşiktaşlılık Üzerine

3

Yıllar önceydi, yurtdışında yaşayan işadamı bir arkadaşım ziyaretime gelmişti. Gözü ceketimin yakasında alâmetifarika olarak duran Beşiktaş rozetine ilişti.

Çantasında taşıdığı kitabın arasından bir fotokopi çıkarttı, “sende de bulunsun” dedi. Haşmet Babaoğlu’nun Beşiktaş’ın 100. yılında Beşiktaşlılık üzerine yazdığı yazıydı bu.

Anlam ve önemine binaen şimdi bir kez daha okumanın Beşiktaş değerlerini hatırlatmanın tam vaktidir:

“…. Beşiktaşlılık öyle bir ruh haliydi ki, maç sonuçlarına üzülünürdü, ..insanın canı çok sıkılırdı. Ama küçük bir çocukken nasıl öğreniyorsak öğreniyorduk işte; Beşiktaşlı kızarsa sahada olup bitene değil, hayatta olup bitene kızardı…

Yamuk dünyalara, yanlış davranışlara zalime, yağmacıya, yalancıya hayatta olup bitenlere kızardı…

Beşiktaşlılık, taraftar olmaktan farklı ve fazla bir şeydir…

…O zamanlar da, objektifsin dendiğinde ‘hayır Beşiktaşlıyım da ondan’ derdim.

…Beşiktaşlı olmak bir yaşam tarzıdır sanki. Ahlaktır, dünya karşısında bir tavırdır. Erdemin yanı başında saf tutuştur. Beşiktaşlı çocuk, gözle görülmeyen ama hep yanı başında saf tutan bir ağabeyden ahlak ve hayat dersi alıyor gibidir. Bütün Beşiktaşlılar bu hisle içli dışlı olurlar. Belki de dünyayı keskin çizgileriyle görebilmekten geliyor bu fark.

Bir yanda siyah, öbür yanda beyaz.. Bir yanda ölüm, öbür yanda yaşam…”

Bizim Beşiktaşlılığımızın kökenleri varoluş kadar eskidir.

Biz biraz da bu köklü tarihinden ötürü ayrıca severiz Beşiktaş’ı.

Kaybedilen Balkan topraklarının yasını tutmak için formasındaki kırmızı rengi siyaha dönüştüğü için.

Fuat Balkan ve Mehmet Ali Fetgari Batı Trakya’da çete savaşı yaparken, Daniş Karabelen, Hüseyin Bereket, Cami Baykurt, Sırıkçı İzzet gibi sporcularıyla Kurtuluş Savaşı’nda cepheye silah sevkiyatı yapan sporcuların takımı olduğu için, kulübün tam sekiz sporcusu vatan müdafaasında Çanakkale ve Kafkasya’da şehit olduğu için, Anadolu’daki direnişe destek olduğu için Yunan subayları tarafından basılan bir kulüp olduğu için, 19 Mayıs’ın gençlik ve spor bayramı olarak kutlanmasını öneren Ahmet Fetgari’nin başkanlığını yaptığı bir kulüp olduğu için seviyoruz Beşiktaş’ı

Beşiktaşlı olmak demek derinlik sahibi delikanlı insan olmak demektir.

Beşiktaşlılığı ile gurur duyan bir başka isme, Ahmet Kekeç’e kulak verelim; usta kendi Beşiktaşlılığından yola çıkarak şöyle tanımlıyor Beşiktaşlılığı:

“Benim Beşiktaşlılığımda genel geçer olana kolayca sevilebilene duyduğum tepkinin payı vardır. Büyük çoğunluğun (FB-GS)’li olduğu bir rekabet dünyasında, farklı olana meyletmek, varoluşun altını kalın kalemle çizmek anlamına gelir.

Beşiktaş büyük takım…

Beşiktaşlılığın sunduğu hazlar daha büyük.

Beşiktaş taraftarlarına, hemen fark edilebilir bir var olma ve kendini gösterme imkânı sunuyor.

Beşiktaşlıysanız, hayata hep ironik bir mesafeden bakıyorsunuz, sizi taraftarlığın ve fanatizmin ağır yükü değil, bir yere ait olmanın hazzı belirlemeye başlıyor.”

Hangi renklere tutkulu olduğunu bilmediğim arkadaş ve dostlarımın büyük çoğunluğunun siyah-beyaz renklerin tutkunu olması teferruat olmasa gerek.

Beşiktaşlılar naif ve nev-i şahsına münhasır insanlardır. Sanat, siyaset ve medya dünyasının kalburüstü şahsiyetlerinin çoğunun Beşiktaşlı olması da tesadüften öte bir şeydir.

Hâsılı Beşiktaşlı olmak zordur, yorar, üzer insanı…

Kolay olana talip olanlar topyekûn bir tarafta, zorlu yolu seçenler diğer taraftadır…

Zorlu yolu seçenler ile zorlu yollardan gelenlerin ortak buluşma noktasıdır Beşiktaş… Bizim Beşiktaş vizyonumuz sonsuzluk kadar geniş ufuklar gibi hürdür.