Aslında Kim, Nasıl Kazanıyor?

3

Çocukluğumdan bu yana futbol dünyası ile içli dışlı bir yaşantım oldu.
A. Suat Özyazıcı’nın ve TS’nin dikkatini çekecek ve teklif alacak kadar futbol oynamışlığım da.

Türkiye Gençler Şampiyonası’nda İstanbul adına aracılık eden ünlü bir gol kralının babası vasıtasıyla 17 yaşında şike ve teşvikin ne olduğunu öğrendim.
Yozgatspor’un 1. ligden süper lige yükselişi ve tekrar geri dönüş sürecinde de yönetici olarak Türk futbolundaki tüm çarpık ilişkilere; hakem, siyaset, mafya, şike, şaibe, komplo, komisyon vs. futbolda ne kadar karanlık nokta varsa hepsini gördüm, tanığı oldum ve yaşadım…

Sevindiğim de oldu hüzünlendiğim de.

GS’nin Madrid’i yendiği maç sonrası bir İtalyan gazetesinin “Bu takımı kim durduracak” manşetine, GS’yi 4-2 yendiğimiz maç sonrası Sabah gazetesinin “İtalyanların sorusuna cevap Yozgat’tan geldi” manşetini attırdığımızda mesela.
“Futbolun sahada oynanan bir oyun olmadığını öğrendim” diyen adamdan nefret ettim en çok da…
Seçimleri kim kazanıyor

Bundan çok zaman önce Yozgat günlerimizde Ali Gültiken ve Rasim Kara ile sohbet ederken hoca “Bir gün Beşiktaş çatısı altında buluşacağız” demişti.

Henüz üçümüz birarada Beşiktaş çatısı altında buluşamazsak da zaman zaman aramızda sohbet ediyoruz.

Aslında ben size geçen haftaki Beşiktaş seçiminden bahsetmek istiyordum.

Bir anda çok gerilere gittik…

Geçen hafta Beşiktaş 35. başkanını seçti.

Seçimin özeti:
“Bağımsız iradesi ile karar verenler” istisna olmak üzere birileri kimi seçeceklerini emretti, emir erleri de o karara uydu.

Siyasetin iğrenç dünyasını öğrenmiştim. Bu seçim vesilesiyle de spor kulüplerinin seçimlerinin kirli pazarlıklarına tanık oldum.

Sn. Serdal Adalı’yı desteklediğimi herkes biliyor.

Kısa sürede taraftarın gönlünde taht kuran Anadolu beyefendisi bir insana bu camianın vefa borcu olduğunu düşünüyorum. Bu borç hâlâ duruyor. Adalı’nın kulüpten alacağı olan 11 milyon da…

Adalı’yı desteklediğim için A. Nur Çebi ağabeyden “bizim nelerle uğraştığımızı sen biliyorsun, seni ikna edemediysem başkaları çok da umurumda değil” yollu sitem de aldım.

Seçim geride kaldı ,Beşiktaş geride kalmasın diye bilgi ve deneyimlerimizle dostluğumuzla, dostlarımızla Beşiktaş’ın hizmetindeyiz elbette…
“Halkın takımı” denen koca bir camia; İsmail Ünal, Levent Çifter, Metin Emirkadı, Levent Erdoğan ve büyük oyuncu Yıldırım Demirören tarafından ipotek altına alınmış, adeta onların malı olmuş. Benim isyanım da buna işte…

Daha önceki bir yazımda futbol takımları “yalı babalarının çocuklarına aldıkları bir oyuncak olmaktan kurtarılmalı” demiştim. Tapusunun onlarda olduğunu bilmiyordum.
“Beşiktaş’ın gerçek sahipleri kongre üyeleridir” diyen Sayın Başkan’ın sözleri doğru !
“Beşiktaş; İsmail Ünal, Yıldırım Demirören ve adamlarının çiftliğidir”; en doğrusu da bu.

Bu seçimin de kazananı YD oldu. İki tarafa da mavi boncuk dağıttı. Her iki aday da kendisi hakkında tek kelam edemedi.

Serdal Adalı’ya, “adamlarımla birlikte sizi destekliyorum” derken Fikret Orman’a da denetim raporunu açıklamaması koşuluyla TFF dâhil her türlü desteği sağladı.

Sonuçta herkesin hakkında az çok fikir sahibi olduğu YD önemli bir oyun kurucu olduğunu, babasının çocuğu olduğunu cümle âleme gösterdi…

Kim ya da kimler Beşiktaş üzerinden parasına para katacak bunu da zamanla anlayacağız.

Ben ne mi yapacağım; siyaset ve futbola dair tüm inançlarını yitirmiş bir birey olarak olan biteni uzaktan seyredeceğim.

Yukarıda anlattığım nedenlerle çoğu kere Türk futboluna inancımı kaybedip ilgimi kesmek istesem, tövbe etmeyi denesem de…

Şairin dediği gibi “Küfre yaklaştıkça inancım artıyor”…