1 Mart tezkeresinden 26 Ocak’a; benzerlik ve farklar

ABD’nin Ortadoğu’da mutlak hâkimiyetini sağlamak için yaptığı operasyonların en büyük ayağını Türkiye ve Türkiye üzerinden Irak, İran gibi komşu ülkelerde yaptığı ve yapacağı eylemler oluşturuyor.

ABD operasyona başlamadan önce gelir-gider analiziyle, kazançlarının kayıplardan fazla olacağı hesabıyla, İkiz Kuleler’i yıkmak, Pentagon’a sözde saldırılar düzenlemek gibi haklı nedenler üretti!

Hollywood aracılığıyla insanları bu sürece alıştırmak; PR ve medya çalışmalarıyla da uygun ortamın inşasına çalışıldı.

Bütün bunlara rağmen, dünya ikna olmayınca da, o ülkelerdeki anlaşmalı medya organları vasıtasıyla arzu edilen algının oluşturulmasına çalışıldı.

Türkiye operasyonun merkezinde, kilit roldeydi.

Medya her zamanki gibi “gerçeği yalan, yalanı gerçek gösterme” rolünü çok iyi oynuyordu. Türkiye’nin ABD’nin taleplerine mutlak itaat dışında “hiçbiri” şıkkını işaretleme şansının olmadığını hançeresini yırtarcasına bağırıp çağıran insanlar doldurdu tv ekranlarını. Hatta bazı tv’ler Amerikan FOX tv ile ortak yayın yapar gibiydi.

Onlara göre, Türkiye İstanbul’dan Anadolu’ya Karadeniz’den Akdeniz’e birçok şehrini ve limanlarını ABD’nin IRAK ve sonrasında ORTADOĞU işgaline sunmazsa, batardı…

1 Mart tezkeresini izlemek ve Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nda Rusya’dan silah alma karşılığında verdiği yerlere proje hazırlamak üzere Türkiye’de bulunan Putin’in yatırımlardan sorumlu yardımcısı, “ABD Ortadoğu işgalini haklı göstermek için dağıttığı 500 milyon doların, üç yüzünü senin ülkende dağıttı bunları tanırsanız, size kimin ihanet ettiğini de öğrenmiş olursunuz” demişti.

Evet, kurmaca hazırdı ..

1 martta iktidar bir anlamda geleceğini de oyluyordu

Propaganda görevlilerine göre 1 Mart tezkeresinden “Hayır” çıkarsa Türkiye’de, hükümet de biterdi.

Halkın sezgileri ve yüreğine göre de “Evet” derse biterdi. Hükümetin karar vericileri de “Evet” propagandası yapıyor, Meclis’ten izin çıkması için yoğun bir çaba harcıyordu.

İşte o gün; Meclis belki de “Tarihin Akışını Değiştiren”, Stefan Zweig’ın deyimi ile “İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar”dan birine sahne oluyor ve tezkere reddediliyordu.

Bu olay sonrasında;

• ABD işgalci dostlarıyla birlikte Irak ve Afganistan batağına saplandı.

• Dünya Bush denen bir beladan kurtuldu. ABD farklı ve ılımlı bir liderle tanıştı. Bu savaş, ABD ekonomisine ağır bir fatura çıkarttı.

• Türkiye, hükümete rağmen reddedilen bu tezkere sayesinde Osmanlı’dan bu yana kaybettiği itibarı yeniden hatırladı ve hatırlattı.

• Uydu ve piyon bir devlet olmadığı mesajı tüm dünyaya güçlü bir şekilde verildi.

• Medya tüm manipülasyonlarına rağmen bir kez daha başarısız oldu. Sesi onlar kadar gür çıkmasa da doğru yerde duran medyanın ne kadar önemli ve güçlü olabileceği anlaşıldı.

• Türkiye batmadı, ABD, Türkiye’nin güçlü ve büyük bir ülke olduğunu, her söylediğini yaptıramayacağını öğrendi…

• Hayati konular söz konusu olduğunda İnsan iradesinin satın alınamayacağı anlaşıldı.
26 Ocak futbolun miladı olabilir

Türk futbolu yıllarca mafya ve kara paranın merkez üssü oldu.

Futbolseverler kurgulanan tiyatroyu izlerken, çoğu ihanete uğradığının farkında değildi.

Hatta bazı kulüplerin taraftarları Alamut Kalesi’ne hapsolunan Hasan Sabbah’ın müritleri gibi kendi sanal ve yalan dünyalarında sahte mutlulukla büyük keyif yaşıyor gerçeğe uyanmak istemiyorlardı.

“Sonuca götüren her yol mubahtır” anlayışındaki Şike ailesinin deşifre edilmesiyle başlayan sürecin devamında; şikecilerin yaptıkları hırsızlığı ve arsızlığı da mubah gösterme gayretlerine tanık olduk. Yüzsüzlüklerine şaşıramadık bile…

Büyük uğraşlarla, istediklerine istediklerini yaptırdılar…

Nihayet, bir anlamda kaderlerinin oynanacağı o gün geldi.

26 ocak günü bir anlamda Türk futbolunun kaderi oylandı…

26 ocak günü yaşananlarla 1 Mart tezkeresinde yaşanan süreç birbirinin kopyası gibiydi.

Medya ve olayın kahramanları oylama tarihine kadar bütün güçleri ve yandaşları ile tüm yolları denedi.

Medya gücü ve yandaşları en üst düzeyde kullanıldı. Yine bir avuç “haklı azınlık”, yolun sonunun kapalı olduğunu haykırdı.

Uydu yönetimler işbaşına getirildi, delegelere rüşvet önerildi. Kanunlar değiştirildi.

Her şey egemenlerin dizayn ettiği bir dünyanın devam etmesi için yapıldı ve yapılmaya devam ediyor.

1 Mart tezkeresi nasıl reddedildiyse, benzer bir halet-i ruhiye ile 26 Ocak tezkeresi de reddedildi.

Medya görevini yapmaya devam ediyor; Türkiye batar, 411 el kaosa kalktı diyenler bugün de “Kaos daha da büyüdü” manşetlerini atarak bizi hiç şaşırtmadılar…
Türk futbolunun kurtuluşu için umut doğdu

Hayır, ne Türkiye ne Türk futbolu batar.

Batacak ve küçülecek olan başkalarının haklarını gasp edenlerin, hırsla hırsızlık yapanların paylarıdır.

Hatta, “Yalan Dünya” düzeni yıkılırsa, hiç kimse endişe etmesin ki, yerine kurulacak olan düzen bundan daha kötü olamaz.

Türkiye için 1 Mart tezkeresi ne ise, Türk futbolu için 26 Ocak kongresi de odur. TFF tarafından kendilerine rüşvetle şike yapmaları teklif edilen, lehte oy kullanmaları istenen kulüp temsilcileri, “kendilerini yakan ateşe odun atmayarak” katkı vermedi.

1 Mart’tan sonra kazanacağı öngörülenlerin kazanmadığını, kaybedecek denen tarafın da kaybetmediğini gördük.

Tarihleri, olayları ve adamların isimlerini değiştiriniz, iki farklı olayın ne kadar çok örtüşen yanları olduğunu göreceksiniz.

Bazen “bir hayırda, binlerce hayır vardır”.

Türk futbolu kurtarıcıların ve baronların elinden kurtulduğu gün, asıl o gün özgürlüğüne kavuşmuş olacaktır.

Türkiye ve futbolunun daha fazla kaybedecek zamanı da kaynağı da kalmamıştır.

Şikecilerin zamana ve yargıya karşı yarışında M. Ali Aydınlar istifası ile onların ihtiyacı olan zamanı sağlasa da, “Yönetim kurulunun yarısı içeride olan bir takımın Avrupa’da yeri yoktur” diyerek temiz futbol beklentisi olanların umutlarını arttırmıştır.

Fazla kilolardan mı şikayetçisiniz? O halde neden mide küçültme ameliyatı nı denemiyorsunuz. mide küçültme ameliyatı, zayıflamak isteyenler için kesin bir çözüm sunuyor. Üstelik çok kısa bir süre içersinde hayal ettiğiniz kilolara kavuşabilirsiniz.
Onlarca birbirinden farklı ribon çeşidiyle firmamız, sizlere en kaliteli ürünü en uygun fiyatlardan vermeyi amaçlıyor. Resin ribonlar daha çok sentetik ve plastik etiketler için uygundur. Fiyatları Wax Resine göre daha pahalıdır. Resin ribon en dayanıklı ribon çeşididir. Aşınmaya, kimyasallara ve yüksek ısıya maruz kalacak etiketlerde tercih edilir.Tekstil baskılarında en ağır yıkamalara dayanıklı ribon olan resin ribon alkol testinde de çıkmamaktadır. Resin ribonla polyester, polimid, polipropilen ve polietilen etiketlere baskı yapmak mümkündür. Reçine oranı diğer türlere kıyasla en yüksek seviyededir. Karışımında karbon, bazı kimyasallar, reçine ve balmumu kullanılır. Wax Resin ribonlar adından da anlaşılacağı üzere wax ile resin kalite ribon arasındadır. Fiyat olarak wax ribonların ortalama olarak 2 katı fiyatında resin ribonların ise yarı fiyatındadır. Bazı barkod yazıcılar normalde kağıt bazlı etiketler üzerine baskı için wax ribon kullanılması gerekiyorken wax resin ribona ihtiyaç duyarlar. Bu durum barkod yazıcının baskı kafası ile alakalıdır. Wax ribon, genel amaç ile ekonomik olarak termal transferi yapılmasını sağlayan ribon çeşididir. Kağıt bazlı etiketlere baskı alırken kullandığımız wax ribonlar uygun fiyatları ile de baskı maliyetini düşüren ribon çeşididir. Plastik bazlı etiketler hariç diğer tüm etiketlerin %90′ ına yakınına wax ribon ile baskı alabilirsiniz.
Caminin önünde ve iki yanında geniş cami halısı dış avlusu olup bunun çevresi pencereli duvarlarla çevrilidir. Bu avulya 3 ü cephede olmak üzere, 8 kapıdan girilir. Şadırvan avlusu, 26 adet granit mermer ve porfir sütuna oturtulmuş, 30 kubbeyle çevrili geniş alandır. Mermer döşemeli bu geniş sahanın ortasında 6 mermer sütunlu şadırvan, sahanın azametini gösterir. Şadırvanın kemerleri, kabartma olarak Rumi geçmelerle ve köşebentleri, kabartma, lale ve karanfil motifleriyle bezelidir. İç avluya, biri cepheden ikisi yandan olmak üzere herbiri merdivenli 3 kapıdan girilmektedir. Bu kapılarla dış avlunun cümle kapısı, ozamana kadar benzeri görülmemiş bronz kapılardır. Kubbeden aşağı doğru indikçe mekan yayılmaktadır. Bu piramidel yükselme ve yayılma sonucunda göz yanlara ve yukarıya doğru aynı mesafelere ulaşmaktadır. Bu özelliklerden dolayı, mekanın neresinde olursanız olun, bütün mekana hakim görüş sağlarsınız. Kubbe yaklaşık olarak 43 metre yükseklikte ve köşeleri pandantifle doldurulmuş 4 muazzam kemer üzerine oturtulmaktadır. Caminin su basmanı üzerinde olması ve kubbe yüksekliği nedeniyle pencereleri oldukça fazladır. Böylece caminin içini süsleyen binlerce çini ve kalem işleri tatlı ışık altında görülmektedir. Caminin içindeki en önemli unsur, ince işçilikle yontulmuş mermerden yapılma mihraptır. Bitişik duvarları, seramik çinilerle kaplanmıştır fakat çevresindeki çok sayıdaki pencere onu daha az ihtişamlı gösterir. Mihrabın sağında, Caminin en kalabalık halinde dahi olsa, herkesin imamı rahatça duyabileceği şekilde dekore edilmiş mimber bulunur. Caminin içi her katında alçak düzeyde olmak üzere 50 farklı lale deseninden üretilmiş 20binden fazla çini ile döşenmiştir. Alt seviyelerdeki çiniler, geleneksel galerideki çinilerin desenleri çiçekler meyveler ve servilerle gösterişli ve ihtişamlıdır.
mide küçültme ameliyatı, zayıflamak isteyenler için kesin bir çözüm sunuyor. Üstelik çok kısa bir süre içersinde hayal ettiğiniz kilolara kavuşabilirsiniz.
tüp mide, mide küçültme ameliyatı